10 Ocak 2016 Pazar

Barış ve Veganlık



“Mezbahalar var oldukça savaşlar dinmeyecektir.” demişti Lev Nikolayeviç Tolstoy. Çizgiyi net olarak çekerek “Hayvan kullanımı var oldukça barış gelmeyecektir.” diyeceğim.

Barış için, adalet için olmazsa olmaz etik bir gerekliliktir veganlık. Veganlık yani Homo sapiens sapiens türünün hissedebilir (acıyı hazzı bilen; sentient) canlılar olan diğer hayvan türleri üzerinde kurduğu ve onları mal/kaynak statüsünde konumlandırdığı türcülük (tür hiyerarşisi) tabanlı hâkimiyetin reddi, barış ve adalet için başlama noktamızdır.

Irkçılık, cinsiyetçilik, yaşçılık, engelli ayrımcılığı, lgbti ayrımcılığı ve diğer ayrımcılıklar gibi türcülük de bir ayrımcılık biçimi olup diğer ayrımcılık biçimleriyle temel olarak aynı argümandan beslenmektedir. Bir grubun diğer gruptan üstün olduğu iddiasının ırk (beyaz-siyah), cinsiyet (erkek-kadın), yaş (genç-yaşlı) ikili karşıtlık eksenlerinin türcülükteki karşılığı insan-hayvan ikililiğidir. Herhangi bir gruba ait olmanın diğer grup üzerinde hâkimiyet kurmak için hak teşkil ettiği iddiasının “maruz bırakılan” değişkeni konumundaki ötekiler için ortadan kaldırılması gereken yegâne olmazsa olmaz, ayrımcılık fikrinin kendisidir. Ayrımcılığa karşı olurken nasıl ki cinsiyetçiliğe karşı olup ırkçılığı görmezden gelen bir tutum içinde yer almak mümkün olmayacaksa; bir ayrımcılık biçimi olan türcülüğe karşı olmadan ayrımcılığa karşı olmak mümkün değildir. Türcülüğe karşı olmadan herhangi bir ayrımcılık biçimine karşı olmak ya da herhangi bir ayrımcılık biçimine karşı olmadan türcülüğe karşı olmak, ayrımcılık karşıtlığı mantığının doğasına aykırı tutarsız bir edim olacaktır.

Türcülüğü herhangi bir ayrımcılıktan ya da herhangi bir ayrımcılığı türcülükten ayrı düşünemeyiz.

Tür hiyerarşisine dayalı ayrımcılık, ayrımcılığın öncü bir formudur. Tarihte ayrımcı ideoloji için bir grubu yok etmeyi meşrulaştırmanın en kolay yolu o  grubu “insan”dan uzaklaştırmak olmuştur. Neden ırkçı Nazi ideolojisi; Yahudileri, Slavları, Çingeneleri ve Afrikalıları “untermenschen” yani “alt insan” olarak tanımladı? Böylece onları hayvana yaklaştırmışlardı ve hayvan öldürmek sorun değildi.

Fiili barış ve barış tahayyüllünün karşısında konumlanan ırkçı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı, ayrımcı ideolojinin kökeninde türcülüğü görebiliriz. Tarihte; ırkçıların, insana yönelik faşizmi başlatmak için yapmaları gereken şeyin, hedeflerindeki grubu,  “insan statüsünden çıkarma” eylemi, bize, faşizmin olgusal olarak çoktan var olduğunu (hayvanlar üzerinde); yapılan yegâne şeyin, faşistlerin, hedef kitlesini genişletmek olduğunu göstermektedir.

İşte tam da bu yüzden adalet, eşitlik ve nihayetinde barış için çeşit ayırt etmeksizin her türlü ayrımcılığın meşru görülmeyeceği bir dünyayı oluşturmak durumundayız.

Türcülük karşıtlığının eşitliği veganlık yani hayvan kullanımının istisnasız reddidir.

İnsan-dışı-hayvanlar, tıpkı insan gibi hissedebilir (acıyı hazzı bilen) canlılardır. Acıyı, mutluluğu, tutsak edilmeyi, hazzı, ıstırabı ve stresi bilirler; sinir sistemleri vardır. Hiçbir hayvan; mal ve kaynak, yiyecek ve içecek, kıyafet ve aksesuar, kozmetik ve medikal ürün, denek ve eğlence, ulaşım, spor ve kumar objesi değildir. Veganlık yani ayrım yapmaksızın hissedebilir bütün canlılara karşı âdil ve etik bir yaklaşımla onları köle olarak görmeme yükümlülüğü, barış için başlama noktasıdır.

Veganlık bir beslenme ya da giyinme biçimi değil, beslenmeyi-giyinmeyi de kapsayan, nerede sömürü varsa orada sömürü karşıtı pratik sonuçları olan fikirsel bir ayrımcılık karşıtlığıdır. Veganlık, ayrımcılık ediminin olgusal olarak ortadan kaldırılmasıdır. Veganlık, bizden olmayanı sırf bizden olmadığı için ötekileştirebileceğimiz düşüncesinin yıkımıdır. Veganlık, birçok meşrulaştırıcı “susturucu” (kültür, inanç, gelenek) ile toplumun en çok hak gaspı, sömürü ve adaletsizliğe uğrayan halkları hayvanlar için girişilen ve sonuçlarının insan türünü barış, adalet ve eşitlik ekseninde devrimsel nitelikte dönüştürmesinin kaçınılmaz olduğu bir mücadele hattıdır.

Vegan olmak bize, hayvan sömürmenin nasıl keyfi bir kullanım olduğunu aksini yaşatarak göstermektedir. Evet, hayvan kullanmadan yaşamak mümkündür ve buna veganlık diyoruz. Hayır, hayvan kullanımı hayatta kalmak için olmazsa olmaz bir zorundalık değildir. Olmazsa olmaz etik zorundalığın karşılığı vegan olmaktır.

Veganlık bize, barış karşısında yer alan temel unsurlardan biri olan ayrımcılığın nasıl toplumun en zayıf halkası konumundaki hayvanlar nezdinde temelinden yok edildiğini göstermektedir.

Hayvan hakları, hayvan özgürlüğü ve veganlık kavramları, hayvan hareketindeki diğer yaklaşımlara göre temelde ortak bir şey söyler: Hissedebilir canlılar olan hayvanları insanın kendi menfaati için kullanması etik olarak yanlıştır! Nasıl ki yüzde beş oranda çocuk tacizini olumlayan bir taciz karşıtlığından bahsetmek mümkün olmayacaksa vejetaryenlik, hayvan refahı, part-time etsizlik, form tutmak ve “sağlıklı olmak için veganlık” gibi merkezinde “öteki”nin yer almadığı, “Hayvanlar hissedebilir canlılar olduğu için amasız-istisnasız onları kullanmak yanlıştır.” söylemini temellendirmeyen yaklaşımlar kısmen ayrımcılığı beslemekten, kısmen ayrımcılığı yeniden inşa etmekten, kısmen de ayrımcılığa karşı tutarsızlık oluşturmaktan öteye gidememektedir.

Toplumun en zayıf halkası konumda yer almaları hayvanların kendilerine karşı sürdürülen sömürüye direnmedikleri manasına gelmiyor. Kullanım altındaki hayvanlar kendilerine karşı yürütülen zorba sömürü düzeni içinde istimara ve zulme, işkence ve tutsaklığa karşı yanıtlarını kimi zaman saldırıyla, kimi zaman firarla kimi zaman da mukavemet göstererek veriyor. Bildiğimiz şey, hayvanların, kullanıma rıza göstermedikleridir. Hayvanlara karşı yürüttüğümüz savaş karşısında barışın ismidir veganlık.

Keyfi olarak hak gasp etmenin, hissedebilir bir canlının vücut bütünlüğünü ihlâl etmenin, onu mal ve kaynak olarak köleleştirmenin (bunların hepsi keyfi olarak hayvanlara karşı yapılmaktadır) zihinde meşru olarak karşılandığı bir mecradan adalet ya da barışın filizlenmesi mümkün değildir. Böyle bir ortamda barış, savaş karşısında her zaman için bir adım geride kalacaktır.

Sırf maruz bıraktığı kendinden farklı bir tür diye, hissedebilirlik açısından kendinden hiç de farklı olmayan hayvanlara karşı kan dökmeyi bilen, tutsak etmeyi meşru gören, kölelik ve sömürüyü sürdüren, ayrımcılığı yücelten topraklarda “yeşeren” bir “barış”, asla yeşeren barış değil; ötekileştiren, sömüren, zulmeden, öldüren, gasp eden bir gerçekliğin perdesi ardında oynanan ve sonucunun ayrımcılığa gitmekten gayrı çaresinin olmadığı ahlâki şizofreniden başkası değildir.

Barışı sağlamak, adaleti oluşturmak, ayrımcılığı bitirmek için vegan olmalıyız!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder