22 Şubat 2015 Pazar

Bir “Veganlık” Videosu İncelemesi: Etikten Yoksun “Veganlık” Anlatımlarındaki Sakıncalar




veganlığın giderek daha çok insana ulaşıyor oluşu sevindirici bir gelişme. ulaşım araçlarından biri de video ve poster gibi görsel sanatlar. veganlık hakkında oluşturulan bilgilendirici video ve posterlerin sayısı giderek artıyor. bu istatistiki olarak olumlu bir gelişme şeklinde algılanabilir fakat gerçekten olumlu diyebilmemiz için iletilerde verilen mesajın etik veganlık temelinden yükselmesi gerekir; hayvanların hissedebilir (acıyı, hazzı bilen) canlılar olmasından ötürü onları kullanmaya hakkımız olmadığı ve onları kullanmanın etik olmadığı temelinden… zira bu temel odakta olmadan üretilecek diğer argümanlar, hayvan hakkı/özgürlüğü merkezli değil, insan merkezli olacaktır ve bu durum da veganlıkla bağdaşmaz.

bu yazıda yukarıda bahsettiğim hissedebilirlik temelini barındırmayan bir “veganlık” videosunu bütünsel olarak inceliyor ve maddeler hâlinde eleştiriyorum.

öncelikle videoyu izleyelim:


sayın video yapımcısı:
 
eleştiri 1- veganlığın tanımına dair:

videoda, “veganlık/veganizm nedir?” sorusunun yanıtı: “hayvansal ürün tüketmemek.” ve “hayvansal maddelerin kullanıldığı yiyecek dışı ürünler de kullanmamak.” olarak verilmiş. bu, kısmen doğru olsa da, yeterli bir tanım değil.
veganlık, düşünsel olarak etik bir duruşla hayvanların mal ve kaynak olarak görülmesinin; bu etik duruşun sonucu olarak pratikte de hayvan kullanılmasının reddedilmesidir.
sizin yaptığınız tanımdan, mesela, hayvanların denek olarak kullanılmasına karşı olmak ya da ata binmeye karşı olmak çıkmıyor. (bunlara karşı olduğunuzu “tahmin” ediyorum fakat bir tanım yaparken, herkesin bunu tahmin etmesini bekleyemeyiz; tanımı tam ve kapsayıcı olarak yapmalıyız.) etik altyapıyı vermeden veganlığı anlatmak bu yüzden eksik bir izahat yapmak manasına geliyor.
ancak hayvanların mal ve kaynak olarak görülmesine karşı olmayı anlatan bir tanım, “kapsayıcı” bir izah olma niteliği taşıyor.
yine videonuzda, veganlık tanımı için “vegan beslenmek” ve “vegan yaşamak” diye iki başlığa rastlıyoruz. 
vegan olmak, yani hayvanları mal ve kaynak olarak görmemek, hayvanlara karşı etik duruşumuzu “bütünsel” olarak kapsadığı için veganlık tanımında,  “ayrı” kategorilere ihtiyacımız yok. “ayrı” kategorilerin olduğu fikrini vermek, “vegan beslenme”nin ve “vegan yaşamanın” iki “ayrı” şeymiş gibi algılanmasına yol açabiliyor.

eleştiri 2- vegan olma sebebinin insan-merkezci çeşitlendirilmesine dair:

videoda, neden vegan olduğunuzun sebeplerinden biri olarak “sağlık” demişsiniz. veganlık, insan menfaatinin hayvan menfaatinden önde tutulması olan türcülüğe karşı bir duruştur. (türcülük tanımı videoda yer almıyor bu arada.)
türcülük bize “insan hayvandan daha rasyoneldir. hayvanlar, insan menfaati için kullanabileceğimiz kaynaklardır.” vb. anlatımlar yapar.
türcülüğe karşı olarak hayvanlara insan menfaati gözeterek yaklaşmayı reddettiğimiz noktada, siz, bir insan menfaati olan “vegan olmamın bir nedeni de ‘sağlıktır’.” diyerek türcülüğe karşı duruşta reddedilen “insan menfaati”ni sahneye koymuş oluyorsunuz.
sağlık argümanını, vegan olmak için bir neden olarak sunmak yerine, etik olarak hayvanların mal ve kaynak statüsünü reddedip vegan olduğunuz için artık daha sağlıklı olduğunuzu söyleyebilirsiniz. bu şekilde, sağlığı bir neden olarak değil, sonuç olarak vermiş olursunuz.
 
eleştiri 3- kendini yalanlayan argüman:

neden vegan olduğunuzun sebeplerinden bir diğeri olarak sunduğunuz “günlük şikâyetlerden zarar bulmamak için” kısmında sayılan sebeplerden olan ağız kokusu, akne, sivilce, şişkinlik, kötü ruh hâli, baş ağrısı” gibi durumların veganlarda da görülüyor oluşu, argümanınız çürütüyor.
burada da yine yukarıdaki “sonuç” yolunu tercih edebilirsiniz.

eleştiri 4- “kıtlık” ifadesi; yanıltıcı anlam:

neden vegan olduğunuzun sebeplerinden bir başkası için “dünya ve çevre” başlığı altında “kıtlık” demişsiniz: (“1 milyar insan kıtlık ile savaşırken...”)
“kıtlık” kelimesi bu şekliyle kullanıldığında yanıltıcı bir anlam ifade edebiliyor.
doğru olan, dünyada, kaynakların yani suyun, ormanların, bitki kaynaklarının -hayvan yetiştiriciliği yönünde- kullanımı ve bu kullanımın (hem havyana hem insana) adaletsiz oluşu var. bu, kaynak kıtlığıyla alakalı değil, kaynakların yanlış kullanılmasıyla ilgili ve dolayısıyla da politik bir sorun.

eleştiri 5- hayvanı “insana benzeştirme”:

videonun “neden veganım yaşıyorum?” sorusuna yanıt verilen kısımlarından biri olan “hayvanlar için” bölümünde, “ineklerin dna’sı %80 insanlar ile aynı.” denmiş. sizin bu yaklaşımınız; felsefede türcülüğün belki de başlangıcı olarak gösterilebilecek: “doğa; bitkiler ve hayvanlardan geçerek insanda bir anlamda, şaheserini meydana getirmiş olur.” diyen ve insan-dışı-hayvanın rasyonel olmadığı vurgusunu yapan; insanı, insan-dışı-hayvanla (insanı “daha üstün” niteler yönde) ayıran “insan düşünen hayvandır.” (bu, aynı zamanda, “insan-dışı-hayvan, düşünmeyen hayvandır.” demek oluyor.) düşünür aristoteles’in insana kıyasla “aşağı” olarak tanımladığı insan-dışı-hayvanları (sizin örneğinizdeki ineği) dna’sal olarak (“düşünen”) insana yaklaştırıyor (ineğe insanlık atfediyor) ve “insana ‘benzediği’ için hayvanları kullanmamalıyız.” önermesini oluşturuyor/besliyor; yani aristoteles’in “hayvan düşünen canlı değildir.” önermesine karşı hayvanı rasyonelleştirme çabası taşıyor.
bir kısım hayvanın dna’sı %80, bir kısmının %98, bir kısmının çok daha az insanınkiyle benzerlik gösteriyor olabilir. vegan olmamızdaki neden, insan-dışı-hayvanlar ile ne yüzdede benzer dna’ya sahip olduğumuz değil, dna yapımızdaki benzerlikten odaksız olarak hayvanların “hissedebilir” (acıyı, hazzı
bilen) canlılar olmasından dolayı onları kullanmaya hakkımız olmayışıdır.

eleştiri 6- “olmayan ses”:

videonun bitimine doğru “bence bu aklı kullandıkça hayvanların ‘olmayan seslerini’ duyuyoruz.” demişsiniz. hayvanların “olmayan sesi” ifadesiyle anlatmak istediğinizin aslında “hayvanların yaşadığı kullanım karşısında bu düzeni değiştiremedikleri ve bunun için de bizim devreye girmemiz gerektiği” fikri olduğunu anlıyorum.  fakat “olmayan ses” ifadesinin yanıltıcı bir tarafı var. hayvanların sesi çıkıyor. bu sesi duyan insanlar var. duymayanlar için de havyan özgürlüğü savunucuları aracılık ediyor. hayvanlar, dünyanın dört bir yanında, tutsaklığa çığlık atıyor! “yeter!” diye haykırıyor! köleliğe baş kaldırıyor! çünkü hissedebilir canlılar. çünkü acı çekiyorlar ve hissedebilir bir canlının acıdan kaçınması varlığının bir gereksinimi olarak vukuu buluyor. hayvanlar,  eğlence amaçlı kullanıldıkları sirklerde onları sömüren “eğitimci” adındaki kişilere saldırıyor, tutsaklıktan firar etme çabası gösteriyorlar. kimi zaman bu kişileri öldürüyorlar.
hayvanlar “garez” duyabilecek kompleksiteye sahip ve kendilerine uygulanan şiddete ses çıkarmadan kayıtsız kalmadıkları altını çizmemiz gereken önemli bir gerçek. konu, hayvanların, kendilerine uygulanan tutsaklık, kullanım ve şiddete karşı ses çıkarmamaları değil; içlerinde bulundukları şartlar gereği ses çıkarmalarına rağmen tutsaklık, şiddet ve kullanımdan kaçınamıyor oluşları. işte bu nokta da dertlerimizden biri bu “sesi” duyurmak ve bunu yaparken de hayvanların mal ve kaynak olmadığını anlatmak olmalı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder